Bu sorunların önce kaynağını tespit edip sonra da çözüm arayalım. Nedenleri hem maddi hem manevi açıdan ele almak gerekir. Önce manevi açıdan bakalım. Allah'u Teala ENFAL Suresi 46. ayette biz Müslümanlara şöyle emrediyor: " Allah’a ve onun Rasûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Bir de sabırlı olun. Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir." Ali İmran Suresi 103. Ayette de "Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz." buyruluyor. Bunlar gibi onlarca Ayet ve Hadis-i Şerifte Müslümanların birlik olması emrediliyor. Hal böyle iken insanın apaçık düşmanı olan şeytan Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in vefaat ettiği dakikadan itibaren Müslümanların arasına fitne sokmaya başlıyor ve Cemel vakası, Sıffin Savaşı, Kerbela olayı derken Ümmetin arasına ayrılık tohumları serpiyor. Zamanla bu fitne tohumu büyüyerek Ehli Sünnet, Şia ve çoğunluğu şianın çeşitli varyasyonları olan mezheplerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Böylece Allah'ın bir olan ve sıkı sıkıya tutunmamızı emrettiği sapasağlam ipi insanların nezdinde lime lime oluyor. Ayette bildirildiği üzere Müslümanların kuvveti elden gidiyor ve Ümmet parçalanıyor.
Manevi sebepleri böyle açıklayabiliriz. Maddi sebepler açısından baktığımızda ise sorunların kaynağını şu şekilde ortaya koyabiliriz. Yavuz Sultan Selim Han ile o tarihte Dünya'nın en güçlü devleti olan Osmanlıya halifeliğin geçmesi ümmete rahat bir nefes aldırıyor ve Halifelik kaldırılana kadar Müslümanlar arasında ciddi kavgalar yaşanmıyor. En azından bu gün olduğu gibi parça parça değil ümmet. Ne zamanki halifelik kaldırılıyor o zamana kadar zaten zayıflamış olan ümmetçilik bağı bir daha birleşmesi kolayca mümkün olmayacak şekilde parçalanıyor. O zamana kadar Müslüman olmayanlar da kendi aralarındaki mezhep savaşlarını bitirip İslam karşısında birlik olmaya başlıyorlar. Yani devir tersine dönüyor. O zamana kadar birlikle imtihan edilen Müslümanlar o tarihten itibaren fitne ile sınava tabi tutuluyor. Güçlenen kafir topluluğu kendi güçlerini artırmakla yetinmeyip Müslümanların da gücünü azaltmak üzere devamlı kin, nefret, düşmanlık pompalıyor. Kavmiyetçilik fikrini insanların beynine sokuyor. Mehmet Akif Ersoy'un bu şiiri durumu çok güzel izah ediyor.
“Hani milliyetin İslâm idi? Kavmiyyet ne?
Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine!
Arnavutluk ne demek? Var mı şeriatta yeri?
Küfr olur, başka değil kavmini sürmek ileri.
Arab'ın Türk'e, Laz'ın Çerkez'e yahud Kürd'e,
Acem'in Çinliye rüçhanı mı varmış, nerede?
Müslümanlıkta anasır mı olurmuş? Ne gezer?
Fikrî kavmiyyeti tel'in ediyor Peygamber.
En büyük düşmanıdır rûh-u Nebî tefrikanın,
Adı batsın onu İslâm'a sokan kaltabanın.
Artık ey millet-i merhûme sabah oldu, uyan!!!
Sana az geldi ezanlar diye ötsün mü bu çan?
Ne Araplık, ne de Türklük kalacak, aç gözünü!
Dinle Peygamber-i Zîşân'ın ilahî sözünü.
Türk Arap'sız yaşamaz, kim ki yaşar der, delidir!
Arab'ın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir...
Veriniz baş başa zira sonu hüsran-ı mübîn,
Ne hükûmet kalıyor ortada billahi, ne din.
Medeniyyet size çoktan beridir diş biliyor,
Evvela parçalamak, sonra da yutmak diliyor.
Arnavutlar size ibret olacakken hâlâ,
Ne bu şûride siyaset, ne bu fasîd da'vâ
Görmüyor gittiği yanlış yolu zannım çoğunuz,
Size rehberlik eden haydudu artık kovunuz.
Bunu benden duyunuz, ben ki evet Arnavud'um,
Başka bir şey diyemem, işte perîşan yurdum.”

Batının gelişip bizim gerilememizin bazı nedenleri var. Müslümanların gerileme döneminden itibaren tembelleşmesi ve batının çalışkanlığı elbette göz ardı edilemez ama bu iki neden tek başına gerileme ve ilerleme nedeni olamaz. Bir Müslüman kendi dünyalık çıkarları için bir gayrimüslimi öldürmeyi bırakın ona tokat bile atamaz. Cihadı da Allah rızası için yapar. Oysa ki batı bu günkü zenginliğini barbarca kanlarını emdiği ve kaynaklarını sömürdüğü gariban ülkelere borçlu. Yahudiler son yüzyıla kadar binlerce yıllık tarihinde vatansız, sürgün hayatı yaşadılar. Son yüzyılda kendilerini toparlamaya başladılar ve 1948 de ilk kez resmi bir devletleri oldu. O günden bu zamana kadar Dünya'nın en güçlüsü olmayı başardılar. Bu kadar tespitten sonra yeniden diriliş için biz Müslümanların yapması gerekenler şunlar:
1-Yahudi ve Hristiyanların gücünün kalıcı olmadığını, 600 yıllık Osmanlı Devleti nasıl yıkıldıysa 100 yıllık batı hakimiyetinin de bir sonunun olduğunu bilerek ümitsizliğe düşmemeliyiz.
2-Avrupa ve Amerika'yı küçümsememeli ama gözümüzde de fazla büyütmemeliyiz. Adamlar bir düğmeye basıp istediği yeri vuruyor düşüncesinden de kurtulmalıyız. Afganistan, Çeçenistan, Irak gibi girdikleri bütün ülkeleri harap ettikleri doğru ama hiç birinden kesin bir zaferle ayrılmadıklarını kendilerinin de bataklığa girdiklerini unutmamalıyız. Şeytanın hilesinin çok zayıf olduğunu bilmeliyiz. Onların izni olmadan bir şey olmaz anlayışından kurtulmalıyız. Her şeyi gören ve bilen, her şeye gücü yeten yalnız Allah'tır.
3-Ayette de belirtildiği üzere birlik olmak için yönümüzü Müslüman kardeşlerimize çevirmeli, geçmişte yaşanan problemleri unutmalı, detaylara takılmamalıyız.
4-Kur'an-ı Kerim'i hem ibadet maksadıyla hem de Rabbimiz'in bizden ne istediğini anlayıp uygulamak amacıyla çokça okumalı emirlerine harfiyen uymaya gayret göstermeliyiz.
5-Hangi milletten olursak olalım milletimizi yine sevmeli ama bu sevgiyi ırkçılık seviyesine çıkarmamalıyız. Türkiye'nin şu anki hali ortada.
6-Tembellikten ve boş işlerden kurtulmalı, hem din hem de fen ilimlerini öğrenmeye gayret göstermeliyiz.
7-"Ey iman edenler, sabır ve namazla Allah'tan yardım isteyin. Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir" Ayetini hiç aklımızdan çıkarmayalım.
8-Bir olalım, iri olalım, diri olalım.
0 yorum:
Yorum Gönder